Ön Not: Bu içerik, Varlık Dershanesinin 2012 yılındaki kuruluş dönemine ait orijinal web içeriğidir. Varlık Lisesinin güncel bilgileri için Anasayfamızı ziyaret edin.
Varlık Dershanesinin kurucu ekibi, felsefe temelli bir öğretim anlayışını benimser. Bu anlayış doğrultusunda temel hedefimiz, Ankara Bahçelievler dershane sektörü içinde kalıcı bir yer edinerek, nitelikli bir semt dershanesi olmayı başarabilmektir.
Bu anlayış ve hedef doğrultusunda, öğretim denen şeyi, bir bütün olarak geçerli akıl yürütmelerle kurulan ilişkileri kavrama etkinliği olarak tanımlıyor ve öğretimin temel amacını, öğrencilere doğru ve düzgün düşünme esasları çerçevesinde dünyayı yorumlama tavrını kazandırmak olarak görüyoruz.
Öğrenciler tarafından derslerin kavranabilmesi için, dış koşullardan çok, iç koşulların belirleyici olduğunu düşünmemiz nedeniyle gerek Türkiye’de gerekse dünyada büyük bir yaygınlık kazanan psikoloji temelli öğretim yaklaşımlarından uzakta bir öğretim politikası uygulamaktayız.
Kanaatimizce, bir öğrencinin derslerde beklenen başarıyı gösterebilmesi için, sağlıklı bir ortamda, rahat bir ruh hali içinde ve sorunsuz bir yaşam alanıyla kuşatılması gerektiğini öne süren psikoloji temelli anlayışlar, sözü edilen bu faktörlerin öğretimde ikincil düzeyde bir önem taşıdığını göz ardı etmektedir. Öğrencilerin ruh hali, aile içi ilişkileri, içinde bulunduğu ekonomik durum, yaşadığı bölge vs gibi koşulların tümü, öğretim için hem ikincil hem de dışsaldır. Öğretimde göz ardı edilen bu esas, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de büyük yanlışlıklara sebebiyet vermiş ve halen de vermektedir. Uygulanmaya başlandığı andan itibaren öğretimde çok ağır faturalara sebebiyet veren bu anlayışların yol açtığı tahribat ve yıkımlardan, yazık ki, ancak yeni yeni haberdar olunmaktadır.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ile Uluslararası Öğrencileri Değerlendirme Programı’nın öğretim alanında referans olarak gösterilen PISA çalışmalarından elde edilen sonuçlar, insanların giderek cahilleştiklerini göstermektedir. 2000 yılından sonra her üç yılda bir dünya genelinde 15 yaşındaki öğrencileri değerlendiren PISA testlerinden elde edilen sonuçlar psikolojik yaklaşımın, öğrenciler üzerinde bilimlere ve bilimsel düşüncelere karşı ciddi bir ilgisizlik doğurduğunu da belgelemektedir. Bu araştırmalarda, öğrencilerin büyük çoğunluğunun verileri doğru değerlendirme, zorunlu ilişkileri kavrama, çözümleme yapma ve yorum getirebilme gibi temel özelliklerden hemen hemen hiçbirini edinemeden öğretim hayatlarını tamamladıkları gözlenmektedir. Bu vahim tablonun içinde, Türkiye’nin bulunduğu yer çok daha vahimdir. Yazık ki, yapılan tüm PISA çalışmalarında OECD ülkeleri arasında Türkiye’nin elde edebildiği en iyi sonuç sondan ikinciliktir.
Bu kötü sonucun tek faturasını psikoloji temelli anlayışlara kesmek elbette doğru olmaz, ancak yine de bu faturanın esas kısmı bu anlayışların bir eseridir.
Bu anlayışların Türkiye’deki dershane sektörüne girmesi ise, en uç düzeyde olmuştur. Üniversite ve lise sınavlarının artmasına paralel olarak 1990’lı yılların ortalarından itibaren büyük bir hızla büyüyen dershane sektörü psikoloji temelli anlayışlar için adeta bir otlak görevi görmüştür. Denebilir ki, bu anlayışların Türkiye geneline yayılması konusunda resmi eğitim kurumlarından çok dershaneler çalışmıştır. Çünkü, sektörün büyümesiyle birlikte eğitim kökenli olmayan insanların el atmaya başladığı dershaneler, tam da bu yıllarda Türkiye’de yeni yeni kendini göstermeye başlayan psikoloji temelli anlayışları, hiçbir sorgudan geçirmeden bünyelerine taşımakta bir sakınca görmemiştir. Bu durum, esas misyonu, öğrencilerin okulda aldıkları öğretimi destekleyen ve okula paralel ders anlatımıyla birlikte daha çok test tekniği ve sınav yönünden çeşitli çalışmalar yapmak olan dershaneleri, adeta öğretimin tümünü üstlenmek gibi bir pozisyona sürüklemiştir. Dahası, eğitim kökenli olmayan patronların giderek sektörü ele geçirmesi, bu pozisyonun bir reklam kampanyasına dönüştürülmesine de sebep vermiştir. Öyle ki, bu reklam kampanyaları, bir öğretim kurumu olan dershaneleri adeta bir ticarethaneye dönüştürmeye başlamıştır. Bu rekabet ortamı da akıl-mantık sınırlarını aşan vaatleri doğurmuştur. Sözgelimi, birçok dershanenin reklam kampanyalarında halen yaygınlıkla kullanmakta olduğu, ”sınırsız bire-bir etüt” vaadi mantıksal bir açmaz, bilmem kaç saatlik bir ders karşılığında şu kadar net garantisi gibi söylemler de düpedüz yalandır.
Öğrencilerin dersleri birer hastalık, öğretmenleri ise doğru ilacı veren bir doktor gibi algılamaya iten bu mantıksal açmazlar ve yalanlar, öğrencilerin canını sıkmayan ve hatta onları eğlendiren birtakım etkinliklerin gerçekleştirildiği birer kuruma dönüştürmüştür dershaneleri. Gelgelelim, dershaneler bir eğlence ya da rehabilitasyon kurumu değil bir öğretim kurumudur! Bununla birlikte, elbette ki, bir öğrencinin içinde bulunduğu ruh hali, aile içi ilişkileri, ekonomik durumu, yaşadığı bölge vs gibi dışsal koşulları öğretimin verimi açısından belli bir önem taşır, ancak bu önem hiçbir suretle öğretimin odak noktasını teşkil edemez. Nitekim dışsal koşulları tümüyle karşılanmış öğrencilerin başarılı olacağına dair hiçbir garanti verilemez! Çünkü, öğretimde birincil olan husus, öğrencinin içinde bulunduğu fiziksel ve çevresel koşullar değil, başlı başına zihinsel alanlardır. Bu nedenledir ki, tarihteki ilk bilimsel okullar, psikoloji değil, felsefe üzerine kurulmuş ve de eğitim ve öğretim denen yapıların insan yaşamına girmesi bu okullar sayesinde olmuştur.
Varlık Dershanesinin kurucu ekibi, bu veriler eşliğinde tümüyle felsefe temelli bir öğretim anlayışını benimsemenin yanı sıra bu anlayışın yaygınlaştırılmasını da amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, öncelikle bir semt dershanesi olmayı hedefleyen Varlık Dershanesi Ankara Bahçelievler semtinde hizmet vermektedir.
Arşiv Notu: Varlık’ın henüz bir dershaneyken dillendirdiği kurumsal manifesto niteliği taşıyan bu metin Ali Apaydın tarafından kaleme alınmıştır. Varlık Lisesinin bugünkü pedagojik ilkelerinin —”Eğitim felsefenin bir ürünüdür”, “Zihinsel eşitlik”, “Geçerli akıl yürütmelerle düşünme” ve “Bir tavır olarak dünyayı yorumlama”— dördünün de çekirdeği bu metinde görülebilir. Metnin dershane sektörüne yönelttiği eleştiriler, bugün Varlık Lisesinin “özel okulların öncelikli olarak ticari değil öncü birer eğitim kurumu olması gerektiği” yönündeki kurumsal duruşunun ilk yazılı ifadesidir. PISA sonuçlarına yapılan atıf, Varlık’ın daha kuruluşunun ilk yılında küresel ölçekte veriye dayalı bir eğitim eleştirisi geliştirdiğini göstermektedir. Metinde “psikoloji temelli öğretim yaklaşımları”na yöneltilen eleştiri, öğretimde dışsal koşulların değil zihinsel alanların birincil olduğu vurgusuyla dengelenir. Bu metin, Varlık’ın entelektüel DNA’sının ilk ve en saf halidir. Artık bir proje olan VAP’a giden yol açılmıştır. Metinde henüz Varlık’ın bir okula dönüşme amacı dile getirilmemekte ve bir okul olunmadığı için titiz bir şekilde “eğitim” yerine “öğretim” ifadesine yer verilmektedir —ancak kastın eğitim olduğu çok açıktır. Bu metinden sonraki günlerde, Varlık’ın eğitim sektörüne küçücük bir dershane olarak tepki vermesinin arkasındaki motifler görmesini bilen her göz tarafından görülmeye başlanmış ve Varlık’ın varoluş öyküsünün giriş bölümü tamamlanarak gelişme bölümüne geçiş yapılmıştır.

